"Çocuk, duygularına doğduğu günden başlayarak saygı ve hoşgörü ile yaklaşıldığı takdirde, ayrılma aşamasına geldiği zaman annesi ile kendisi arasındaki ortakyaşar/simbiyotik ilişkiden vazgeçmeyi öğrenebilir ve özerkliğe doğru gerekli adımları atmayı başarır."
"Çünkü küçük bir çocuk duygularını ancak yakınında onu bu dışa vurduğu duyguları ile kabul eden, anlayan ve ona kendi duygularıyla eşlik eden bir kimse bulunduğu zaman yaşayabilir."
"Gerçek benlik ancak özgür kalınca kendini ifade etmeye, serpilmeye ve yaratıcı güçler geliştirmeye başlar."
"Her ana sadece çocukluğundan arındırdığı alanlarda empati duyabilir; yazgısını inkar ettiği için hala görünmeyen zincirlerle bağlı olduğu alanlarda empatiden yoksun davranmaya mecburdur. Aynı şey babalar için de geçerlidir."
"Var olanlarsa çocuklardır: Zeki, uyanık, dikkatli, çok duyarlı ve -bütün varlıkları ile ana/babanın esenliğine yöneldikleri için- hep el altında, kullanılmaya hazır, her şeyden önce de şeffaf ve güvenilir, kolayca yönlendirilebilir varlıklar... Gerçek benlikleri (duygularının dünyası) barınmak zorunda oldukları camdan evin zemininde gömülü kaldığı sürece; bazen ergenlik çağına kadar, bazen de kendileri ana/baba oluncaya kadar..."
"Her insanın derininde kendinden az çok gizlediği, içinde çocukluk dramının aksesuarlarının bulunduğu bir arka odası vardır. Kimseyi sokmadığı bu gizli odasına mutlaka girecek olanlar yalnız kendi çocuklarıdır. İnsan çocuk sahibi olunca odaya hareket gelir, hazırlık başlar; çünkü dramın devamı için gerekli ortam sağlanmıştır."
"Annesi tarafından görülmek, anlaşılmak, ciddiye alınmak, saygıyla karşılanmak her çocuğun en meşru en doğal ihtiyaçlarındandır. Çocuk yaşamının ilk haftalarında ve aylarında annesinin tümüyle kendisine odaklanmasına, onu tümüyle kendi yararına kullanmaya ve onun tarafından yansıtılmaya muhtaç bir durumdadır."
"Bir çocuk kullanabileceği, onu yansıtan, (verici olan, çocuğuna gelişme işlevinde kendisinden olabildiğince yararlanması için fırsat veren) bir anne ile büyümek şansına sahip olursa, büyürken bir yandan sağlıklı bir 'benlik duygusu' da oluşturabilir."
"İnsanın kendi duygularına ve isteklerine böyle kendiliğinden, sorgulamasız bir biçimde yaklaşması ona istikrar ve öz saygı kazandırır."
"Sadece neyi istemediğini bilmekle kalmaz, ne istediğini de bilir."
"Fakat oluşacak bu sömürüye dönük ilişki çocuk açısından hayati önem taşıyan güvenilirlik, süreklilik, tutarlılık gibi öğelerden ve her şeyden önce de çocuğun duygu ve düşüncelerini yaşayabileceği bir alandan yoksun olur. Bu ilişki içinde çocuk annesinin ihtiyaç duyduğu ve belli bir süre için kendisinin de yaşamını ( yani ana/babasının sevgisini) garantileyen, ancak genellikle sonraki yaşamında onun 'kendisi' olmasını engelleyen bazı gelişmeler gösterir. Çocuk bulunduğu bu durumda yaşının gereği olan doğal ihtiyaçlarını benliği ile bütünleştiremez. Sonuçta bunlar benliğinden kopar ya da bilinç dışına itilir ve bu insan daha sonra, hiç farkında olmadan, hep geçmişinde yaşayan biri olur."
"Bu anneler genellikle sahip oldukları tek çocuğu ya da çocuklarının en büyüğünü kendi malı olarak görüyordu."
"Anne kendi çocukluğunda çok hor görülmüş ve aşağılanmış olduğu için, bunu kızında telafi etmek zorunluluğu altında davranmıştı."
"Bunalım/çökkünlük/depresyon olarak adlandırdığımız ve boşluk, yaşamın anlamsızlığı, ruhsal yoksullaşma korkusu, yalnızlık olarak duyumsanan halin -kökü daima çocukluğa uzanan- benlik yitimi, dolayısıyla kendine yabancılaşma olduğuna hep yeniden tanık oluyorum."
"Çocukken bu insanın kendine/özüne gerçekten ait olan, sonraki yıllarda ona dayanak sağlayacak değerler geliştirmesine izin verilmemiştir. Çünkü ana/babanın çocuğun kendisinden beklenenleri gerçekleştirememesi halinde duyacağı utanç çocuğu için duyduğu gururdan ancak kıl payı uzaktadır."
"...annesinin sevgisini riske atmamak için hangi duyguları hissetmemesi gerektiğini çok erken yaşta öğrendi."
"...bütünlüğü daha yaşamının başında zedelenen, kendine ait bir yaşamı olmasına hak tanınmayan, baştan beri varlığının tek amacının annesini 'mutlu' etmek olduğunu öğrenmek zorunda olan birine göre çok daha donanımlı, çok daha sağlamdır."
"Ben daha ufacıkken bana küçük bir bedenin saygıyı hak etmediğini, çocuğun 'insandan' sayılmadığını gösterdiniz. Olsa olsa bir canlı oyuncak; istediğiniz gibi oynarsınız, olmadık oyunlar denersiniz; canınız çekerse korkutur sömürür, keyfiniz kaçarsa tartaklarsınız ve bunların sorumluluğunu hiç duymazsınız."
"Örneğin kişinin çocukluğunda oyuna kendini kaptırarak bir şeyi elde etme hevesi içinde ve tamamen kendisi ile baş başayken bir görevi yerine getirmek için çağrılması ve 'doğru dürüst' bir şeyle uğraşmaya zorlanması, dolayısıyla yaratıcı bir biçimde kurmaya çalıştığı çocukluk dünyasının başkaları tarafından bu yoldan darmadağın edilmesi yetişkinlikte hazırlanan bir ortamda ana hatları ile hep yeniden sahneye konmaktadır."
"...sürekli taleplerde bulunan bir ana/babanın çocuğundan daha başarılı olmasını, notlarını yükseltmesini beklemesi, bu genç insanı yeniden kendi gücünün çok üstünde olan çabalara girişmek zorunda bırakabilir."
"Fakat ergenlik çağının acıları ve bu çağın güçlü dürtülerinin kavranamayıp bilinen bir zemine oturtulamaması ile ilgili olan anılarımız belleğimizde -bazen mutlu bir çocukluk tablosunun bazen de tam bir çocukluk amnezisinin ardında gizlenmiş olan- ilk yaşların travmalarından çok daha iyi korunur."
"Çocuğun duygularını baskı altında tutan bu duvarlar, onun daha sonraki duygusal gelişimini engeller ya da tümüyle durdurur."
"Çocuk sevgi, yönelme, güler yüzle kabul edilme yanılsamasını ayakta tutabilmek için uyum sağlamaya mecburdur."
"Çünkü bize canlılık veren, yaşamımıza derinlik katan ve bizi belli düşüncelere kavrayışlara yönelten yalnızca 'iyi' ve 'güzel' olan duygular, 'hoşa gidenler' değildir; çoğu zaman özellikle bizi tedirgin eden o uyumsuz, kaçmaya çalıştığımız duygulardır: Çaresizliğimiz, utançlarımız, kıskançlıklar, şaşkınlıklar, öfkeler ve derin bir yas."
"Gerçekten güçlü bir insan çaresizliği yaşamış olan ve bazen çaresiz kalabileceğini bilen bir kişidir; dolayısıyla başkalarını aşağılayarak gücünü sergilemeye ihtiyacı yoktur."
"İşte insan bunun gibi 'yaşanmamış' acılarını kendi çocuklarına devredince onlardan kurtulabilir."
"Ana/babamızdan çok erken yaşlarda öğrenerek devraldığımız davranış kalıplarından ne kadar istesek de vazgeçemeyiz. Fakat kendimize bu belli davranışlardan neler çektiğimizi tümüyle hissetmek ve algılamak için izin verdiğimiz anda bunlardan özgür olur, bizi içimizden etkileyerek yaşamımızı belirlemelerinden kurtuluruz."
"Yetişkin, çocuğunun ruhunu kendi malı gibi kullanır; nasıl kullanacağı da tümüyle onun insafına bırakılmaktadır."
"Çocuğun ana/babası tarafından istismarının birçok farklı derecedeki cinsel ve cinsel olmayan kötü muameleler ve aşağılamalar ile sonuçlandığını bu çocuklar ancak yetişkin insanlar oldukları zaman (çoğunlukla kendileri de artık anne veya baba olunca) terapide zorluklarla ve yavaş yavaş keşfetmektedirler."
"Çocuk yetişkinin belli amaçları gerçekleştirmek için sahip olduğu bir araç, egemenliği ve etkisi altına alabileceği bir varlık olarak görüldüğü anda, onun canlı bir biçimde gelişmesine müdahale edilmiş ve gelişmesi zorla kesintiye uğratılmış olur."
"...çocuğa uygulanan en ince ve belirsiz aşağılamaları bile algılamamıza imkan verecek bir duyarlılık kazanmamız gerekir. Biz çocuğun ruhsal açıdan büyümek için ilk günden ihtiyaç duyduğu 'saygıyı' ancak bundan sonra ve bu duyarlılığımızın yardımıyla kendimizde geliştirebiliriz."
"Çocuğundan hep uzak duran, ilişki kurma yeteneğinden yoksun anne ile ilgili bilinç dışına itilmiş anılar, bu annenin kızında onu bütün insanlardan acı vererek ayıran bir 'duvar duygusu' yaratmış ve bu duygu Linda'da hep için için var olmuştu. Linda'nın şiddetli suçlamalarını giderek daha anlaşılır ve açık biçimde ifade etmesi ile birlikte, onu hep yeniden 'kendisini anlayamayan' insanlara teslim olmaya ve kendini bu kişilere bağımlı hissetmeye iten 'yineleme zorlantısı' da sonunda çözülmeye başladı."
"Bir insanın tüm duygusal gelişiminin (ve buna dayandırdığı dengesinin) ana/babanın onun yaşamın ilk zamanlarında dışa vurduğu -ihtiyaçları ve duyumsamaları ile ilgili- ifadelerini nasıl yaşadığına ve cevapladığına bağlı olmasından hareket ettiğimiz zaman, bu kişinin daha sonraki tradejisine yol açan ilk adımın bu dönemde atıldığını kabul etmeliyiz. Anne çocuğunu bir ayna gibi yansıtma işlevini yapamamışsa, çocuğunun varlığından mutluluk duyamayarak çocuğun 'belli bir özellikte olmasına' bağımlı kalmışsa, bu noktada bir ilk seçim yapılmıştır: İyi kötüden, güzel çirkinden ve doğru sanılanlar da yanlış sanılanlardan ayrılmış ve bu ayırımlar çocuk tarafından da içselleştirilmiştir. Ana/babanın yeğlediği değerlerin daha sonraki içselleştirmeleri de bu zemin üzerinde gerçekleşmiştir."
"...çocuktan bedeninin işlevlerine olabildiğince kısa sürede hakim olması beklenir: Bu, görünüşte çocuğun toplum içinde başkalarını tiksindirmemesi içindir; gerçekte ise küçükken başkalarını tiksindirmekten korkmuş olan ve bu tecrübeyi bilinç dışında bastırılmış olarak saklayan ana/babanın bilinç dışının sarsılmasını önleme amacını taşır."
"...kalıcı olan yara insanın 'ne ise o olarak sevilmemiş olması' sonucunda aldığı darbedir ve yası gereğince tutulmadıkça da iyileşmez."
"Ana/babanın çocuğun belli davranışları karşısında gösterdiği aşağılayıcı tepkiler çocuk tarafından bilincine varılmayan anılar olarak kaydedilir ve onun bedeninde saklı tutulur. Dehşet içinde kalma, garipseme, gönülsüzce zorla yaklaşma, tiksinme, kızma, darılma, korku, panik gibi duygular annede çoğu zaman çocuğun en doğal hareketleri karşısında bile uyanabilir..."
"Bu anne çocuğunda hep benliğinden ayırdığı ve hiç yaşama fırsatı bulamadığı o bilincine çıkmasından korktuğu yanını görür ve aynı anda da küçükken annelik ettiği ve şimdi kendi çocuğunun şahsında kıskanmaya belki de nefret etmeye mecbur olduğu o canlı, ele avuca sığmaz bebek kardeşini görür. Böyle bir anne çocuğunu bakışları ile terbiye ederek yola getirir."
"Yapılacak olan bu belli olguyu bulunduğu yerde görüp tanıyabilmek, bilinçli olarak yaşayabilmek ve böylece kontrol altına almak için gerekli olan duyarlılığı kazanmaktır."
"Çünkü insan çocukluğundan beri onu acılar ve kuşkularla ezen, bilincinde olmadığı suçluluk duygularını ancak başka yeni suçlar yüklenmediği zaman çözebilmektedir."
"... ana/babası için iç zenginliklerine rağmen değil, özellikle bunlardan dolayı katlanılması güç olan bir çocuktu. Bir çocukta var olan (duyguların yoğunluğu, yaşantı derinliği, merak, zeka, uyanıklık ve doğal olarak bütün bunlardan ortaya çıkan eleştirel yaklaşım gibi) yeteneklerin ana/babayı kurallara ve geleneklere sığınarak karşı koymaya çalıştıkları çatışmalarla yüz yüze getirmesine oldukça sık rastlıyoruz..."
"Fakat gerçeği ve olayların içyüzünü bildiğimiz zaman hasta olmayız; kızar, küser, çaresizlikler içinde kıvranır, yas tutar ve bu duyguları özgürce yaşayabildiğimiz için de onları yapımızda sindirip kabulleniriz. Bizi hasta eden bilincine varmadığımız, varlığından ve kaynağından haberdar olmadığımız olgular ve olaylardır: Toplumun ana/babalarımızın gözleri, bu gözlerdeki bakışları aracılığıyla içimize işleyen, daha sonra okumayla, eğitimle üzerimizden atamadığımız zorlamalarıdır; ana/babalarımızın etkisi altında oldukları ve bize yaptıkları kötü muamelelerde dışa vurdukları zorlantıları ve sapıklıkları ile ilgili bilinç dışı anılarımızdır..."
Yorumlar
Yorum Gönder