"...hayatın genel akışı ve her günün meşgalesi içinde, şaşmaz bir hidayet rehberi, yol gösterici bir kılavuz ve akıllar için bir şifa, kalpler için bir rahmet, ruhlar için bir gıdadır Fatiha. Ruhumuzun hava, kalbimizin su, aklımızın ise ekmek kadar ona ihtiyacı vardır.
O yüzden, sadece bu dünyada 'vaktiyle yaşamış olanlar' için değildir Fatiha. Onun asıl daveti ve asıl mesajı, şu an yaşıyor olan bizler içindir ve bizleredir. Fatiha, asıl, biz yaşayanlar için okunma durumundadır.
O halde ne duruyoruz?
Yaşayanlar için el-Fatiha!"
"... insan olan insanın sebepler perdesinin gerisinde işgören Müsebbibü'l-Esbabı bilmesi, yalnız O'nu Rab tanıyıp ancak O'na kul olması, başkaca unsurların rububiyet iddiasını ve ubudiyet talebini ise elinin tersiyle itmesi gerekmektedir."
"... karşımıza ciddi bir 'Boğazlar meselesi' çıkar. Tarihin her zamanında ve hususan şu zamanda, insanların akıl ve kalb damarı 'boğaz'dan geçmektedir. Açıkçası, emr-i ilahi karşısında sergilenen direnç ve direnişlerin, inkar ve isyanların gerisinde 'maddi menfaat' hesapları da vardır. Emr-i ilahiye hakkıyla ram olunan bir ortamda halihazır işleri işe yaramaz olacağı için 'rızık borusu'nun tıkanacağını sanan insanların sayısı, kesinlikle onmilyonlarla ifade edilir durumdadır; ve birileri Allah'ın dinine bu kadar cür'etle sataşma cesareti buluyorsa, bir sebebi, bu insanları maddi menfaat saikiyle bir şekilde manipüle etme imkanını da hesaba katmalarıdır."
"Korkudan azade biçimde, emniyet ve huzurla uyuyup uyanıyor olmasını, Hafiz, Mü'min, Müheymin ve Muğis gibi isimlerin müsemması olan Rabb-ı Rahim'den bilen kaç insan vardır?"
"Müttakiler kendilerinde olan her şeyi -bu bir gıda maddesi olur, başka bir mal olur, ilim olur, başka herhangi bir şey olur- sahiplenmezler; zira onu bir 'rızk' olarak bilirler. Başkalarının 'mal' diye görüp geçtiği, onların nazarında 'rızk'tır."
"Veren namına başkalarına vermek onlara ağır gelmez. Çünkü, sahiplenmemiş; "Ben kendim kazandım" nefisperestliğine yeltenmedikleri gibi, bu malı 'şans', 'piyasa', 'hükümet' vs. den bilme esbabperestliğine de düşmemişlerdir. Kendi elindeki rızkı Rabbinden bilen, yani Rabbini Vehhab (çok çok veren), Rezzak, Kerim ve Muhsin olarak tanıyan biri ise, "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın" irşadına elbette uyacak; veren bir Rabbin kulu olarak, kendisine veren Rabbi namına, o da verecektir."
"Gündelik hayatta yapıp ettikleri, bir insanın iç dünyasının kıvrımlarında neler dolaştığını kolaylıkla ele verir."
"... kişinin kalbinde imanın yer edip etmediğinin iki ölçüsü olarak, sıklıkla, şu iki husus belirtilir: yoksulu doyurmak, yetimi gözetmek."
"Eğer bir insan yoksulu doyurmaya teşvik etmiyor, yetimi de terkediyor veya itip kakıyor ise, iç dünyasında dini -veya: Hesap Gününü- yalanlıyor demektir. Bir insan insanlardan en küçük bir yardımı esirgiyor ve gösteriş yapıyorsa, namaz kılıyor olsa bile, bu namaz, şu veya bu derecede, bir 'görsünler' namazıdır; tam bir ubudiyet şuuruyla, halisen livechillah kılınan bir namaz değil. Zira, her iki grubun Rabb-ı Rahim'in itab, ayıplama ve veyline konu olan ilgili davranışları, onların ellerinde veya tasarrufları altında bulunan ilahi ikram ve ihsanları kendilerine mal ettiklerinin, Mün'im-i Hakiki'ye gereğince tanımadıklarının, ve de güce taptıklarının göstergesidir."
"Topluiğne başı kadar bir incir çekirdeğine koca bir ağacın programını Yazan, o kısacık ifadelere de dağ gibi manalar yükler."
"Kevser dendiği anda, insanın zihnine birbiri ardısıra Kıyamet, haşir, mahkeme-i kübra, cennet ve cehennem tasvirleri gelmekte; gafletin şu dünyanın fani yüzünde boğdurduğu insan birdenbire ahiret gerçeğiyle tanışmakta; dünya hayatını ahiret gerçeğine göre düzenlemesi gerektiğini bir kez daha hatırlamaktadır. Resul- Ekrem aleyhissalatu vesselama Kevser, dolayısıyla cennet verildiğine, yani onun Hesap Günü Rabbinin rızasına kavuşmuş halde olacağına işaret eden bu kısa ayet, Kevser'e mazhar olmak için tutacağımız yolun onun yolu olduğunu da ihsas eder. Onun yolunu izlememek ise, Kevser'den mahrum olmaktır. Kevser'den mahrum olmak, cennetten mahrum olmaktır. Cennetten mahrum olmak, cehennem yolcusu olmak anlamına gelmektedir. Dolayısıyla, ayet, bizim için taşıdığı müjdenin zımnında, bir uyarı da yüklüdür."
"Kur'an'ın her yerinde 'amenu ve amilu's-salihati' sıralaması korunmakta; salih bir amelin ilk şartının, temelinin ve hendesesinin 'iman' olduğu ısrarla vurgulanmaktadır. Amel-i salih, ancak iman edenlerin karıdır; ve insan ancak imanın derecesine göre salih amellerde bulunur."
"İnsan Allah'ı her şeyin Rabbi, göklerin, yerin, içindekilerin rabbi diye tanımaya çalışırken, ola ki kendini unutur."
"Tam bir ihlasla Rabbe muhatap olup yalnız O'nun için, O'nun rızası dairesinde ve O'nun adına yaşamak, ancak 'Tüm alemlerin Rabbi, benim de Rabbimdir' diyen ve böylece hayatını tüm alemlerin Rabbi olan Rabbinin emir ve rızası ekseninde kuran insanların karıdır."
"...namaz bize Rabbimizin emrine amade olup huzurunda hürmetle eğilerek tazim içinde secdeye kapanmayı öğretirken, kurban ise bunu layıkınca yapabilmek için gönlümüzdeki putları kesip atma talimini içerir. Nefsimizin, yaşadığımız toplumun, çağın, medeniyetin empoze ettiği putlar celalli ve izzetli bir tavırla Rabbimiz adına kesilmedikçe, Rabbimiz için tam bir ihlas içinde namaz kılmamız zaten mümkün olmamaktadır. İbadetlerin iki veçhesi vardır. Bir kısmı emredileni yapmak, diğer kısmı nehyedileni yapmamaktır. İlkine 'müsbet ibadet', ikincisine 'menfi ibadet' de denilmektedir."
"Şanı yüce olan, yaptığını Rabbi için yapandır. Onun emrettiğini yapıp, nehyettiğini yapmayandır. Şu fani dünyada O'nun adına yaşayıp, fani dünyayı cennet bahçesinin fidanlığı kılan; fani ömrünü ebedi cennetlerin önsözü hükmüne getirendir."
"...sermayesini dünyanın fani yüzüne yatıran, Rabbinin teveccühünü aramayıp fani insanların takdirine meyleden, yaptığı amelleri Allah adına değil de nefsi veya başka nefisler yahut şeytan adına yapan, ve ayrıca O'nun yap dediğini yapmayıp yasak kıldığını yapan insan ise 'ebter'dir, nesli kesiktir, soysuzdur."
"Çünkü onlar, 'iki arada bir derede' değildiler. Bulanık, belirsiz, nisbeten sert bir rüzgar karşısında hemencecik yer ve yön değiştiren bir inanışa sahip değildiler."
"Kafirun suresiyle Nasr suresini beraberce okuduğunda, insan, Resul-i Ekrem aleyhissalatu vesselamın ve ashabının müyesser olduğu muazzam fethin, Kafirun suresiyle istenen kesin, keskin ve kararlı tavrın eşliğinde gerçekleştiğini açıklıkla görüyor."
"...modernitenin zihinleri ve duyguları kalıplayan örtülü istibdadının dışavurumu hükmünde bir dizi standart, başkaları yanında, mü'minleri de etkiliyor, zorluyor, yolundan alıyor, engelliyor, hatta saptırıyor."
"...beşeri zenginlik standardına ulaşmaya ve uymaya çalışan mü'minlerin hayatından, israfa girmeme, gösteriş yapmama, infak etme, yoksulu doyurma gibi ilahi ölçüler uzaklaşıyor."
"...sünnet yerine beşeri 'şekil'ler takılıyor hayatlarımıza."
"Kainatı yaratan, kainat içinde yarattığı insana, yarattığı kainatta neyi nasıl kullanacağını, nerede nasıl davranacağını 'ubudiyet' adlı bir ilahi standart suretinde bildiriyor."
"...sebeplerin elini sonuçtan kesen bu sure; her şeye rağmen sonucu sebebe vermeye meyyal nefsin tuzağına karşı, 'fesebbih' kılıcını gönderir."
"Zaferle birlikte gelen coşku kimi zaman öylesi bir hal alır ki, insan irade hakimiyetini dahi yitirir."
"Dara düştüğümüz anda sebepleri tesirden azleder ve sonucu yalnız Allah'tan bilerek O'na yalvarırken, zafer sarhoşluğu içinde, en başta kendimiz olmak üzere, sebeplere paylar verip payeler biçmeye başlarız."
"...insanın maddi bedeni kadar, manevi bünyesi için de 'hazmın' büyük nimet, 'hazımsızlığın' büyük bela olduğunu düşünürüm. İnsanın bu dünyadaki en büyük imtihanı, kul olduğu gerçeğini hazmedip, bu gerçeğin kılcal damarlardan yayılarak en ücra hücresine kadar yerleşmesini sağlamaktır."
"Hususan avam nazarında, böylesi sure ve ayetlere dair nebevi haberler, yalnızca 'dil ile okuma'ya münhasır biçimde anlaşılır. Kalben, aklen, hissen okuma ise çoğu kez ihmal edilir. Oysa, Resul-i Ekrem aleyhissalatu vesselam her bir ayeti külli bir niyet ve külli bir nazarla ve de tüm duygularıyla okumaktadır; yalnız diliyle değil. Dolayısıyla, onun belli durumlarda okunmasını tavsiye ettiği sure ve ayetlerin yalnız dil ile okunması, kesinlikle eksik bir okumadır."
"...belli anlarda okunması istenilen sure ve ayetlerde, esasen bir tevhid dersi, bir iman yenileme dersi, o an gafil olunan veya o an özellikle hatırlanması gereken imani hakikatlerin kalb ve ruha yerleştirilmesi dersi verilmektedir."
"Vesvasu'l Hannas; gizlenip ortaya çıkan, vesveseler veren. Bu vesveseleri bas bas bağırarak vermez; fısır fısır konuşarak verir. Son ayet ise, şeytanı yalnız cin taifesi içinde değil, insanlar arasında da arama uyarısı yüklüdür."
"Euzu demek, 'Acizim; kadir değil. Yolcuyum; rehber değil. Hidayete muhtacım; hidayet kaynağı değil' diye kabul ve ilan etmektir."
"Rabbe sığınma... Çünkü, şu kainatta en açık, en berrak ve en bariz biçimde görünen tecelli, rububiyettir."
"...küçük alemdir insan; şahsında, tüm varlık mertebelerini barındırır."
"...Nas suresi Allah'ı 'nasın Rabbi' olarak tanıtırken, bizden şunu istemektedir: (i) kul olduğunu bilme; (ii) kendini rab tanımama; (iii) Rabbinden başkasına kul olmama."
"Rabbim! Seni, Nas suresinin üç ayetinde ifade buyurduğun üç isminle tanımayı nasip et! Gizlenip ortaya çıkan, kimisi cin, kimisi insan olan şeytanların sinelerimize üflediği vesveseler karşısında, her üç ismini sığınağımız, surumuz ve zırhımız kıl. Yolumuzu onlar ile aydınlat. Amin."
"Kadir Gecesi, Kur'an'ın nazil olduğu ilk vakit değil, inzal olunduğu tek vakittir. İnzal bir anda ve bir bütün olarak, nüzul peyderpey gerçekleşir."
"Hayatımızı Kur'an'la dopdolu yalayalım ki, hayatlansın. Kalblerimiz Kur'an'ı teneffüs ediyor olsun ki, değerlensin. Akıllarımız Kur'an'la düşünmeyi öğrensin ki, değer kazansın. Sözlerimiz, yazılarımız Kur'an'la süslenmiş, Kur'an'dan öğrenilmiş, Kur'an'dan ders alınmış olsun ki bir değeri olsun."
"İnsanlık Tarihi, bir bakıma, 'azlar'ın tarihidir. Göz 'çoklar'a aldandığı için aklı gözüne inmiş insanlar 'çokluk' peşinde koşuyor olsa da, tarih kitapları 'azlar'ın keyfiyet itibarıyla 'çok'luğuna ve acizlerin zaferine ilişkin dizi dizi şahitlik zabıtları barındırır."
"Tek bir gecenin, koca bir ömürden daha hayırlı olması vakıasına işaret ediyor sure. 'Hayr'ın ölçüsünün, yaşanan ömür değil; yaşanan hakikat olduğunu bildiriyor."
"Bütün bu sureler, sayılarla oyalanmanın, sayılarla oyalananlarla da oyalanmanın beyhudeliğini kulağımıza fısıldıyor. Ve bizi asıl noktaya, 'nitelik'e çağırıyor."
"Nitekim, 'terazileri ağır basanlar'ın durumu budur. Onlar, bu dünyada iken gözlerinin önüne konulmuş ve tam da gözlerinin göreceği kıvamda sunulmuş hakikati görüp, yapabildikleri derecede o hakikatin gereği olan salih amelleri heybelerine koymuşlar; yapamadıkları yerlerde ise heybelerine tevbe ve istiğfar doldurmuşlardır."
"...karanlıktan aydınlığa çıkarılmışlığını kendisine mal edip el'an karanlıkta olanı küçümseyen, ona yardım için elini uzatmak yerine tekmesini savurmayı tercih eden niceleri vardır. Oysa şu an kendisine 'duha' hali yaşatılanlara düşen, şu an kendisine gece hali yaşatılanlara bilfiil yardım etmek; onlara Rabb-ı Rahim'in nimetini kavlen anlatıp fiilen hatırlatmaktır."
"Kitabı ve resulüyle O'nun insana bildirdiği bütün emirler ve yasaklar, öğrettiği ve emrettiği bütün ibadetler, işte 'en güzel kıvamda' yaratılmış insan bu kıvamda yaratılmışlığının gereğini yerine getirsin, bütün mahlukatın üstünde ve hepsinin halifesi olarak Rabbine müteveccih olabilsin diyedir."
"Akılsız, şuursuz bu çekirdekler bile böylesi bir cehdi, gayreti ve duayı temsil ediyor iken, akıl ve şuur verilmiş, kalbi vicdanla desteklenmiş insan istidadını geliştirmiyor, vazifesini yapamıyor, hele ki yapmıyor ise bunun savunulacak yahut mazur görülecek bir tarafı yoktur."
"Alemlerin Rabbinin huzurunda olduğunun idrakiyle yaşadığı için bu dünyadan huzur devşirdiği gibi, Rabbü'l-alemin onu ebediyen kalıcı olarak sonsuz cennetlerde ağırlayacaktır."
"En küçük baki hakikat, en büyük fani gerçeklikten sonsuz derecede daha büyüktür."
"...insanların, ailelerin, şirketlerin, toplumların ve milletlerin mesailerini dolduran 'sayılar', son tahlilde sıfır çarpanlı bir 'ölüm'le yüzyüze gelip sıfıra iniveriyor."
"Hayatın, çoklukla oyalanmaktan öte bir anlamı olduğunu farkeden, bu 'limit'li hayatı sözü sayıya boğdurmadan yaşar. Ne Elest Bezminde alemler Rabbine verdiği sözü çiğner, ne Rabbinin insanı hakikatle buluşturan Ezeli Kelamını. Hayatı çoklukla anlamlandıran ise apaçık bir hüsrandır: Doğar, sayar ve ölür! Saygınlığı sayıda arayan her insanın vazgeçilmez akıbetidir bu: Doğar, sayar ve ölür!"
"...burada 'ilmelyakin' bilemeyen, orada önce aynelyakin, sonra hakkalyakin bilecektir. Ama aslolan, ölünce herkesin göreceği gerçeği, ölmeden görmek, hayatını buna göre kurabilmektir."
"...nimeti bilen şükür devşirir, nimeti kendinden bilen böbürlenme ve gurur. Nimeti bilen, şükrünü eda etmenin, verileni Verenin yolunda kullanmanın derdine düşer; nimeti bilmeyen, böbürlendiği şeylerin sayısını arttırmanın."
"...şükrünü dahi bir nimet bilerek, onunla dahi övünmeye kalkışmayanlar..."
"... o dünya güneşi eğilip zevale doğru yol bulmuşken, gününüz, ömrünüz ve koca dünyanın ömrü ikindiye erişip guruba doğru yol almakta iken, dünyanın ve bu dünya içinde insanın faniliği aşikare ortaya çıkmışken, insanın hala daha hakkı görüp ona göre yolunu çizemiyor oluşundaki garabete dikkat çekiyor."
"...insanların yalnızca bir kısmı tavsiyeye muhtaç değil; başkasına tavsiye eden kişinin de tavsiyeye ihtiyacı var."
"Bu dünyaya ait sayılar, onlarla oyalanana, muhakkak kaybettirir. Çünkü bu fani dünyanın en büyük sayısı bile, sonunda ölüm çarpanıyla çarpılıp muhakkak sıfıra gelecektir."
Yorumlar
Yorum Gönder