"Dikkat sözcüğüne dikkatinizi çekmek isterim: Arapça olan 'dikkat'; hassaslık, narinlik, zayıflık gibi anlamları da olan, kırılganlıkla, tozumsu olmakla (mesela un ile) irtibatlı bir kelimedir. Dikkatimiz dakiktir, yani kırılgandır ve dağılmaya, ufalanmaya, parçalanmaya açıktır."
"Bence yazmanın asıl sonucu, düşünmeyi sürdürebilmeyi, bir düşünceyi sonuna kadar takip edebilmeyi öğrenmektir. Ya da başka bir ifadeyle söylersek, yazarak düşünmek, düşünerek düşünmekten daha kolaydır."
"İç cebinden tarağını çıkarıyor. Dalgalı sakallarını hışır hışır tarıyor, tarıyor. Sanki yüzüne sinmiş acıları tarakla dökmeye çalışıyor. Gök gözleri dolu dolu. Hiçbir şey diyemiyorum. Ne teselli edebilirim bu saatten sonra, ne acısını paylaşırım. Acının erişilmez kıyılarına vurduk. Susarak, olup biteni yutkunacağız birlikte."
"...bizim bugün hemen her alanda, iyi niyet, bilgi, entelektüel donanım bakımından değil üslup bakımından bir fukaralık yaşadığımızı söylemek istiyorum. Üslubunu kaybetmenin bedelini camimizi, çarşımızı, şehirlerimizin karakterini, tekfircilik karşısında hassaten mukavemetli olan dilimizi ifsat etmekle ödüyoruz."
"Acaba bir zamanlar şu fani dünyada neyi baki kılmak istiyorduk ve acaba şimdi dünyayı baki saymakla neleri fani mertebesinde telakki ediyoruz?"
"Sözün özü: İyiliğe nezaketin, bilgiye üslubun, imana muhabbetin, dindarlığa görgünün eşlik etmesi beklenir. Bütün bunlar, 'edep' dediğimiz harç cümlesindendir."
"Kutsal kitaplar da tematik değildir. Bir metni kurmanın modern yöntemlerinden herhangi birine yatkın da değildir. Bu kitaplarda bir konu, bir başka konu hatırına ansızın terk edilir, cennet temasını birden cehennem teması izler. Nikahtan bahseden bir ayet topluluğu, bir bakışta alakalı kılınamayacak bir peygamber kıssasıyla sonlandırılabilir. Tıpkı insanın iç dünyasının topoğrafyası gibidir her şey. Uçurumlar ovalara bağlanır, yaylalar ırmaklarla bölünür. Bu yüzdendir ki, 'insan ve Kur'an ikiz kardeştir.' Yani tabiat ve insanın bakışımlı olmaları gibi, insan ve Kitap da bakışımlıdır."
"Yani insanlar şehirlere, şehirler insanlara benziyor. İnsana dair bir keşif bizi o insanın şehrini keşfe, bir şehre dair bir bulgu bizi o şehrin insanına aşinalığa sevk ediyor."
"Fanilik insana ve dünyaya apaçık bir mühür gibi vurulu. Bu mührü okunaklı bulup bulmamak, yazılı olanı söküp sökememek bizim meselemiz."
"Adımları, hepimizin o ezbere bildiği adımlardan değil de, sanki yer çekimiyle meselesini kısmen çözmüş birinin adımları gibi hafifti, yeğniydi."
"Dikkatimiz nasıl göründüğümüze odaklanmıştı. Tam da bu sebeple dikkatimiz diye bir şey kalmıyordu."
"Bu hikayelerin bizi borçlandıracağını biliyor gibi, görmezden gelmenin, suskunlukla geçiştirmenin, olgunlukla karşılamanın, çok çok hürmet duymanın yeteceğini sanıyoruz. 'Aşk Canavarı'nın alevinin aramızdan seçip götürdüğü kurbanı ağırbaşlılıkla uğurlayıp, bu ateşin bize değmemiş olmasına neredeyse içten içe seviniyoruz. Seçilmemiş olduğumuza, aşk seçkinlerinden olmadığımıza seviniyoruz.
Ama belki de üzülmeliyiz."
"Toprağın altı, hayatta ustalaşınca, hayat denilen şeyin de çoktan sonuna geldiğini fark eden kıdemlilerimizle dolu."
"Bir insanı öldürmek, bütün insanlığı öldürmek gibidir buyuran ilahi ölçü, dikkatimizi bir insanda düğümlenmiş, bir insanda birikmiş, bir insan ölçeğinde damıtılmış insanlık anlamına çekiyor: İnsan, kolayına insan olmuyor yani. Bir insanı imha etmek, yıllar yıllar içinde, o sonsuzcasına çeşitlenip çiçeklenmiş olan anlar boyunca, insanın eriştiği o bütün bir dünyevi ve ruhsal deneyimi imha etmek anlamına geliyor. Bir insanın ilahi fiillere ve şuunata mazhariyetini yok etmek, bir insan tezgahında Allah'ın dokunduğu ve görünür kıldığı manayı yıkmak anlamına geliyor."
"Ama insanın kıymetini takdir edebilmek için de kişinin önce kendisindeki insanlık cevherini takdir edebilmesi gerekir. Yani insanın kendisine bir insan olarak biçtiği değer, başka insan teklerine yönelik alakasını ve hürmetini de belirler. Başkasındaki anlamı değerli bulabilmesi için öncelikle bu anlamın kendisindeki yankısını bulabilmiş ve onu tanıyabilmiş olmalı."
"Başka insana duyduğumuz hürmet, bizim hürmete layık oluşumuzda temellenecek. Hürmet görebilmek için değil, hürmet görmesek bile cevherimizin hürmete layık olması bakımından hürmet gösteriyor olacağız. Hürmet göstermenin, karşımızdakini yücelten bir şey olmak yerine, bizi yüce kılan, bizim insan olmaya dair şuurumuzu keskinleştiren bir şey olduğunu anlayacağız."
"Asıl kazançlı olan, hürmet göstererek, kendisindeki insan olma anlamını billurlaştıran, insan olmanın niteliğine dair bir aydınlanmanın peşinde olan taraftır."
"Meczuplar böyledir. Sevildiklerini anladıkları yere üşüşürler ve oraya rahmeti, kalp yumuşamasını ve sevecenliği getirirler. Yüzleri güldürürler, ibrete vesile olurlar."
"Bir örnek: Ekrandaki hoca belli bir soyutluk halesi içinde konuşur: Stardır, erişilmezdir, genelleyerek konuşmak zorundadır. Bu 'uzaktaki' hocayla münasebet, izleyenlerin de katıldığı, böylece onları da yükümlü tutan bir ilişki olmaktan uzaktır. Ekrandaki hocayı, anlattığı ne kadar ulvi olsa da, çekyata uzanarak dinleyebilirsin. Oysa karşındaki somut, kanlı canlı hocayı dinlemek belli bir adap içerisinde olur. Hakiki hürmet, somut ilişki içinde sınanan ve pekişen bir şeydir. Ve bu adap, hayata ve imana asıl istikametini veren şeydir. O hocayla kurulan hürmet ilişkisi, bizi ucu Allah Resulü'nün (sav) makamına duyulan hürmete biz farkında olmasak da bitiştirir."
"Eğer insanla İslam arasındaki engellerin kaldırılması gibi bir derdimiz yoksa, nefret ve hırs ateşinde patlattığımız mısırlarımız, helal sertifikalı kolalarımızla 'yesinler birbirlerini' de diyebiliriz, 'bizimki sizinkini yesin' de. Ama memleketin İslamsızlaştırılmasından endişe duyanların safındaysanız, hocaların, ilahiyatların, medreselerin, müftülerin, alimlerin tamamının birden itibarsızlaştırılmasına göz yumamazsınız."
"Modern insana seslenmek için modernist bir din yorumunu merkeze almanın başka ve daha güçlü bir konformizm doğurduğuna kuşku yok. Modern insanın ihtiyacı, yine modernizmin felsefi sorunlarıyla yaralı modernist bir din değildir."
"Edebiyat bize sadece başkalarının duygularını geçirmez, nasıl duygulanacağımızı da öğretir. Dahası, duygularımızı tanımamıza, onlarla kendimizi nasıl inşa edeceğimize de yardım eder."
"Duvarların, mukarnasların, kubbelerin, sütunların, o daracık geçitlerin katılaşmış bedenleri edebiyat sayesinde gevşer, geçirgenleşir ve siz orada, kendinize dair bir kıssa yaşama fırsatını ele geçirirsiniz."
"İyi bir şiir, okurunu değiştirir. Onda bir idrak genleşmesine, dile, bilince ve hayata dair bir zenginleşmeye yol açar."
"O şiir, o mekan, o insan bizi tekdüze ve ezberlenmiş yolumuzdan çekip çıkarmış, bizi belki hayati bir kavşağa, belki bir uçurum kenarına veya bir patikaya sürmüştür. Bilincimizde kök bulan bir ilkeye dair bir tek değişim, bizdeki köklü değişimin önünü açan şeydir. 'Her şeyin her şeyle, her şeyin bir şeyle murtabıt' olduğu ilkesi bize şunu söyler: Esasa dair bir şey değişince, her şey değişir."
"Muhafazakar eğitim tasarımlarını besleyecek, destekleyecek ve geliştirecek bir sokak kültürü yoktur, bir televizyon ekranı namevcuttur, bir edebiyat havzası bulunmamaktadır. Muhtevaya, kitaplara, müfredata yapılan yamalar bir süre sonra sağından solundan patlar. Sonunda da bir türlü o beklenen insan tipi yetişmez."
" Eğitim meselesini kültür politikasından, kültürü de piyasadan ayırmanın imkanı yok. Piyasa size hangi kültürü nasıl tüketeceğinize dair alışkanlıklar kazandırır ve aslında eğitim de bunu standart ve genelgeçer hale getirir."
"Piyasa, nefste kökleşen bir teklif sunuyor. Dünyanın ebediymiş gibi algılanmasına hizmet eden bir üretim bandını habire döndürüyor. Çünkü dünyanın fani olduğu bir kere hatırlanırsa, bir kez bu temel insani gerçek ruhta yankısını bulursa, bütün üretimin hızının yavaşlayacağına ve bandın artık dönmeyeceğine dair bir kanaati en başta onlar taşıyor."
"Bütünüyle cari eğlence, bütünüyle mevcut keyif arayışı, bütünüyle ölüm ciddiyetinden uzak bağımlılıklar ve alışkanlıklar, dünyanın ebedi olarak algılatılmasından besleniyor. Küresel bir ergenlik çağındayız adeta."
"Toplum bütünüyle kamil insanlardan oluşmuyordu elbette ama kemal sahibi olmanın toplum nezdinde tuttuğu mevki ve kamil kimselerin nüfuz kabiliyetleri, onları kültür politikalarının belirleyicileri kılmıştı."
"Çocuğunuzun önüne sizin gönlünüzü bulandırmayan ama onun da kapılabileceği bir çizgi roman koyamıyorsanız mesela, ya da sizi tedirgin eden bir romancılar kadrosunu sevdiğini kaygıyla izliyorsanız söz gelimi, bütün koltukları işgal etseniz ne olur?"
"Henüz dünya ve hayat karşısındaki acemiliğini atamamış, dünya işlerini nasıl yola koyacağını bilememiş, kafasındaki dünya tasarımını bitirmekle meşgul ve dolayısıyla taze, hatta en taze bir bakışın sahibi bir genç şair, yazar, dergici, yönetmen, besteci, kültür bürokrasisinin bütün varlığıyla dikkat kesilmesi gereken kaynaklardan biridir."
Yorumlar
Yorum Gönder