"Ev içlerinin tek sesliliğe mahkum oluşuna karşın, hala ev kokularında bir çeşitlilikten bahsetmemiz mümkün yani. Damak ve midelerimiz hakkında ne kadar muhafazakarsak, kulak ve dimağlarımız hususunda o kadar liberaliz anlamına mı geliyor bu?"
"İnsanoğlu seyretmeye değer bulduğu şeyleri, üzerinde konuşmaya da değer buluyor."
"Ortada daha ziyade, erkek dünyasına özgü bir güç sergileme, meydan okuma ve kavga, yani yeterince olgunlaşmamış bir ilişki biçimi mevcuttur."
"Görgü, umur görmüş olmayı gerektirir. Görmüş geçirmiş olmayı; övgüye doymuş, yergiyi dinlemeyi bellemiş olmayı da gerektirir. Görgü ve görenek sahibi olan, açgözlülükten kurtulmuştur. Hem toktur hem de başkalarını doyurmak işini üstlenir."
"Bazen mevcudu korumanın, bir şey, büyük ve ses getiren bir şey yapmaktan daha önemli olduğunu hatırlayın."
"Anlayışıma göre bir üniversite, öğrencilerine dersler ve müfredat, diploma ve ümit kadar avarelik hakkında bir görgü, bir terbiye, bir zenginlik de vadetmelidir. Öğrencilerini mensup oldukları eğitim programından olduğu kadar, yönetmeyi bildikleri, bilgilerine oylum ve revnak kazandıracak bir avarelik görgüsünden de mezun etmelidir."
"İstikameti, siyaseti ve kendine dönük bir bilinci olan avarelik, vakti boşa harcamaktan alıkoyan bir şeydir."
"...içerdiği özel matematiği, sahadan verdiği psikoloji dersi ve hukuku tartışma biçimiyle polisiyenin kendisi, teorik donanıma sahip bir okur için bizzat teorik müfredatı derinleştiren bir laboratuvar imkanına kavuşuyordu."
"Bedenlerini gezdirerek ya da tersine durgunlaştırarak zihinlerini havalandırmaya her başvuruşlarında, bunun onların zihinlerindeki durulma ve mayalanma sürecinin gerçekleştiği bir evre, belki de teorik bakımından da en yoğun evre olduğunu söylemek bile mümkündür."
"...okuma ve öğrenmeyle akla ilk gelen biçimde (yani masada, sınıfta vb.) meşguliyetin dışında kalan zamanları, ilham veren gezmeyle, yaratıcı uğraşıyla, doğru zamanda doğru sohbet halkasının içinde bulunmakla zenginleştirdiğimiz takdirde, bu zamanlar da o süreçlere dahil edilmiş olacaktır."
"Kızışmış bir tartışma seansının orta yerinde, gençlerden biri diğerinin ruhuna, ruhunun derinliklerine ayna tutar. Yüzeydeki, günün modasına uygun boyanın bir spatulayla kazındıkça, altından şaşırtıcı ve gözden düşürücü bir demode boyanın çıktığı ahşap bir masa gibi kalakalır diğeri. Bu, aldatılma hissine, acıma hissinin eşlik ettiği kritik bir andır."
"Senin bir fikri savunman, o fikrin özgül değerine olan kat'i inancından değil, senin bazı ruhsal açlıklarından ve tatminsizliklerinden kaynaklanmaktadır."
"Düşünce ve edebiyatla tanışmış ve böylece nefsinin gizli niyetlerini daha da gizleyebileceği donanımı edinmiş bir okuryazar sözgelimi, pek rafine, çok şık, yeterince derin görünen fikri bir tartışmanın siperlerinden birinde, kendi şahsi hesabını görmekte olabilir. Öyle ki, çok geçmişte kalmış bir ruhsal yaranın hesabını, bambaşka bir vesileyle, alakasız birini karşısına alarak görüyor da olabilir."
"Din sosyolojisi bağlamında yapılan bazı araştırmalar bize, fikri ve itikadi ayrılıkların arkasında bazen kuşaklar arası çatışmaların bulunduğunu söylüyor. Ebeveyniyle derinden çatışan ya da onları beğenmeyen çocuğun, onların fikrinden de, dininden de uzaklaşabileceğini gösteriyor."
"...tutarlılık adına, ideolojik ve fikri mevzimizi ölümüne savunmak çok da matah bir şey değil. Hakikatin kendisi, mevzimizden daha değerlidir."
"Siyaset, daha üst ve basitçe dünyevi sayılamayacak ilkelerin ve ülkülerin hizmetinde olmak zorundadır. Siyasetin, koltuğu korumaya kilitlenmesi, koltuğu korumak adına her türden mevziyi ve değeri harcama sonucunu hızla doğurur."
"...bir de hayatının sorusuna kitaplarda cevap arayanlar vardır. Bunlar hakikatli okurlardır. Mutsuzlukları kalıcıdır, çünkü her seferinde önlerinde cevaplardan daha çok soru bulurlar. Kitaplarını okudukları diğer mutsuzların varlığıysa onları umutlandırır."
"Sabah, bize artık daha çok dünyevi olanı çağrıştırıyor. Gün boyunca yapılacak görüşmeleri, atılacak imzaları, binilecek otobüsleri, çıkılacak merdivenleri, sıra ve telaşı, hız ve gürültüyü. Geceden gündüze geçişe adeta yudum yudum tanık olmanın getirdiği doyma halinden eser yok. Aksine gündüzün doğmasına kahrederek uyanıyor çoğumuz."
"Tabiat sanki ruhun hallerini görünür ve konuşulabilir kılmak ve onları tanıyabilelim diye modeller sunmak üzere önümüzde gibidir."
"Bilgece, insanca, tabiatla barışık ve anlamla dolu bir hayatın kendisi, sizin onu dışarıdan anlamlandırmaya çalışmanıza gerek kalmadan elinizden tutabilir, size denge bahşedebilir, teorinin ve ideolojinin, kitapların ve öğretilerin aşırılıklara eğilimli dünyasının dışında bir okul işlevi görür."
"Biz modernler, elma hakkında malumat, sonbahar hakkında duygu sahibi olabiliyoruz. Ama bunların çoğunlukla öğrenilmiş, kitabi ve bu sebeple emanet olması acıklı. Bu emanet bilgiyle hayatı idame ettirmenin bedelini, 'yaşama sanatı' denilen bir şey varsa, bu sanattan giderek daha çok mahrum kalmakla ödüyoruz."
"Çekilen acı bir anda sanatçının ya da acının asıl sahibinin olmaktan çıkar, müşterek ve var olmanın kendisine yapışıveren bir acıya dönüşür. Nazlı yarini kaybeden aşığın acısından bize, dünyanın faniliğini, feleğin sillesini, ölümün yakınlığını, sevincin geçiciliğini duyuran bir şey ulaşır. Biz de mübalağasız yaralanırız."
"Bayrağımızın kendi başına taşıyıp götürdüğü anlam ve ideal, öte yandan hamiyetli ve mümin ceddimizin aştıkları sınırlarda bıraktıkları sevimli hatıra, bana yurtdışına her çıktığımda harcadığımı fark ettiğim bir sermaye veriyor. Bazı kapıların, sadece o bayrağa ve o dedelere sahip olduğum için açıldığını, bazı kolların onların hatırına boynuma dolandığını görüyorum."
"...popüler din dilimiz sorunlu ve yaralı. Tedaviye başlangıç için terk edilmesi gereken tek şey var: Edebiyat parçalamak, retorik kasmak, belagat yardırmak."
"...bizim yaşımıza gelince anlarsınız ne yapmaya çalıştığımızı, diyen anne babalar varsa, bilsinler ki çoğunlukla ne yaptıkları ömür boyu anlaşılamayacak."
"Muhataplarımızın havsalasını zorlamak, vakitsiz uyarılarda bulunmak, bilgi ve idrak seviyelerine göre konuşmamak da şiddettir. Bağcıkları sıkı sıkıya bağlı bir ayakkabıyı, yapılması gerekeni yapmadan, yani önce bağcıklarını çözmeden çocuğa giydirmeye çalışmaktan bahsediyorum. Ayakkabıyı bu şekilde giydirmek ancak şiddet uygulayarak, can acıtarak olur. Ve ayakkabıyı giymesinin o sırada en doğru davranış olması, sizin ona şiddet uyguladığınız, canını yaktığınız gerçeğini değiştirmiyor, üzgünüm."
"Eğitimle ilgili çoğu örnekte, çocuğun ve öğretmenin omuzlarına eğitim yükünün tamamını yüklemek gibi, 'manevi' ve 'idealistçe' olan eylemin sadece sponsoru ve amigosu olarak belli bir mesafede gözlemci olmayı seçmek gibi bir alışkanlığımız var. Maddi yükü zaten omuzlamış olmak, birçok ebeveynin vazifesini yaptığı duygusunu yaşamasına yol açıyor."
"Çocuğun eğitimini, bazı mercilere ihale etmek, çocuğumuzu hakikatli bir eğitimden mahrum kılmayı doğuruyor. Çocuğun, evin içinde tesis edilmiş bir iklim içinde nefes alıp vermesi lazım."
"...tartışmaların bittiği yerde, çatışmaların söndüğü yerde, gezginlerin evlerine çekildiği yerde, barış masalarının kurulduğu yerde, o kritik ve artık süngülerin düştüğü sınırda, onun sevgisi harından bir şey kaybetmeden tütüyor olacak."
"Bir şehri taşına kadar sevmeyi beceren bir kimsenin elinden o şehri alamazsınız. O, gücünü sevgisindeki akıldışılıktan alır."
"Onu bir davete, bir açılışa, bir kutlamaya, şayet unutulmaz ise, en son davet ederler. Ama ilk gelen odur. Her zaman ulaşılabilir olduğu bilinir. İyiliği görünmez hale gelmiştir, çünkü hep oradadır."
"Evimin içinde ya da sokağımda yaşanan küçük ve önemsiz öykülerin gölgelediği bir esrarengiz dünyanın görüntüsü gözlerimin önünde beliriyor gibiydi."
"Çocukların her yeri oyun alanına, her nesneyi oyuncağa çevirmeyi bilen birer simyacı olduğu yıllardı."
Yorumlar
Yorum Gönder