BAŞI SINUKLAR İÇİ KILAVUZ - KEMAL SAYAR


"Sevdiğimizden inciniriz. Bir şeyler daha güzel olsun diye düş kurduğumuz için dünya bizi yaralar." 

"İnsan neden okur? Bir dizeye yahut bir cümleye tesadüf edersiniz, dersiniz ki 'İşte bu tam da benim yaşadığım ama adını koyamadığım o duyguyu anlatıyor!' Yalnızlığınız bir anlığına uçar gider. Başka ruhlarla aranızda bir akrabalık bulursunuz. Çoğalır ve iyileşirsiniz." 

"Gücenecek kimse kalmadığı için Allah'a gücenenler cemaatine bir üye daha." 

"İnsan kendinin gurbetine çıktığında, işte orası en koyu yalnızlıktır. Kalbimi okumayı unutursam eğer, bir el bana değsin ve harfleri yüzüme tutsun isterim." 

"Teslimiyet ruhumuzu gaybın bağışlarına açmaktır. 'Ümitsiz hastalıkların, mukadder felaketlerin son bir ilacı vardır; tahammül ve tevekkül. Elemlerde bir gizli şefkat var gibidir. Şikayet etmeyenlere, kendilerini güler yüzle karşılayanlara daha az zalim olurlar,' der Reşat Nuri Güntekin, Çalıkuşu adlı romanında. O yüzden, Kalbin, aklın bilemeyeceği sebepleri vardır." 

"Bazen naz ile niyaz ederiz. O bize küsmez, darılmaz, bizi yarı yolda bırakmaz. Bunu da en çok, başı yarıklar ve gönlü kırıklar bilir." 

"Daha derin yaralar için bazen doktor yetmez. Şairin orada olması gerekir." 

"Bazen keder yatıya gelir ve zaman eriştiğinde dengini toplayıp gitmez. Ziyareti uzamış bir misafir gibi varlığı oyar, orayı kendine bir ev beller." 

"Acı insanı bir yerden alıp daha ötelerde bir yere taşıyorsa, boşuna çekilmemiş demektir." 

"Varlık, bazen dünyanın nüfuz edemediği bir yerde soluk alıp vererek dinlenir." 

"Sevgisizliğin açtığı narin yaralar pek zor kapanır." 

"Çünkü vicdan, aldırış etmektir. Umursamaktır. İçimizin derinliklerinden gelen ve bizi ahlaka çağıran o sestir." 

"İnsanlığın tarihi, sadece zalimliğin değil aynı zamanda merhamet, fedakarlık, cesaret ve nezaketin tarihidir. Kötülüğe karşı kendi küçük zaferlerimiz birbirine eklenir ve dünya değişir. 'Vicdanımızla sezdiklerimizi din tarif eder,' der, İbni Arabi." 

"Normopati: Normallik deliliği. Anormal derecede normal olan insanlar. Göz ucuyla hep başkalarını süzenler cemiyeti. Kişinin kendi bireyselliğini, toplumsal kabuller ve uzlaşı adına feda etmesi. Baş aşağı düşerken 'Henüz her şey yolunda!' dedirten hal. Oysa senin farklılığın güzel. Dünyaya sana ait bir ses, bir renk, bir ezgi, bir eda, bir duruş, bir cümle bırak. Dünyaya sana ait bir yenilgi bırak. Senden başkasının kotaramayacağı kadar sana has bir düşüş, bir başarısızlık, bir yenilgi olsun. Aşağı doğru bir kavis. Oradan tüten bir anlam bırak. Koşmak zorunda değilsin, düşersen kalkmak zorunda değilsin. Düştüysen bir süre çayır çimenin tadını çıkar. Sana sürekli koşmanı söylüyorlar. Yarışmanı, birilerini arkada bırakmanı, ipi önce göğüslemeni bekliyorlar. Hep daha hızlı koşmanı istiyorlar. Bense sadece annenin çocukluğunda söylediği bir sözü hatırlatacağım: Koşma, düşersin!" 

"Bana o en derindeki insanlığımı hatırlatan her var olma biçiminde. Bizi çepeçevre kuşatan lütfu her hissedişimde. Dikkatimi malayani olandan sahici, değişmez ve ebedi olana çevirdiğim her keresinde. Tanrı sessiz değildir, o bizimle mütemadiyen konuşur. Sadece biz nadiren duyarız. Kalbini yukarı kaldır da bak. Kalbin gözü var da kulakları yok mu sanıyorsun? Nasıl duyuyoruz inildeyen ruhları?" 

"Başkalarının ıstırabından gönül çevirdiğimiz her seferinde kalbin birazı ölür." 

"Modern hayatın bir vasfı varsa, o da dur durak bilmez bir meşguliyettir. Bir uyuşma hali, içimizde büyüyen boşluktan bir kaçış teşebbüsü. İçimizdeki boşluğu, can sıkıntısını ve boş zaman dehşetini, sürekli meşgul olarak korumak istiyoruz." 

"Kötü beslenme sadece gıdayla olmuyor. Zihnimizi çöple dolduran ve dikkatimizi derin/güzel olandan alıkoyan her 'çabuk' mesaj, her e-posta veya gönderi de bizi kötü besliyor. Beynimize yedirdiğimiz şeylere dikkat. Malumat diyetine ihtiyacımız var. Gözü ve gönlü malayaniden sakınacağımız bir diyete. Yüce olan derindir ve güzel kendisini hemen ele vermez."

"Olduğun kişiden hoşnut değilsen süratle oradan uzaklaşmak istersin işte böyle. Seni saran çitlerin üzerinden atlamak ve koşabildiğin kadar uzağa koşmak istersin." 

"İçimizde saklı duran anlamı ortaya çıkarmak, anlamın arkeolojisini yapmak, insan olarak her birimizin üzerine bir borç." 

"Ölümden değil kendi kırılganlığımızla yüzleşmekten kaçıyoruz. Sorumluluk almaktan kaçıyoruz, dünyanın sedasına cevap vermekten, zahmetli ayıklıktan." 

"İki nesil arasındaki fark: Biri işlemediği bir günahın da sorumluluğunu üstleniyor, diğeri kendi kabahatini yüklenmiyor." 

"Yaranın göründüğü yerde ışık da içeri girmiş ve iyileşme başlamış demektir." 

"Tevazu bir özsaygı meselesi. Kendine değer veren kişi başkalarını daha kolay takdir eder, cesaretlendirir. Mütevazı insan yeryüzündeki her insan kadar değerli olduğunu bilir, ne eksik ne fazla. Kendini başkalarının ne üstüne koyar, ne de altına. Kendinden emindir. Gerçek tevazu, başkalarının önünde kendini küçültmek değil, kendinden bahsedecek bir sebep bulamamak, hatta kendini unutmaktır." 

"Bir nefis muhasebesine ihtiyacımız var. İnsan kılığında sırtlanların cirit attığı bir vadide, öze dönmek, kendi kusurlarımızın farkına varmak, 'az gidilen yol'un delilerini 'çok gidilen yol'un kurnazlarından ayırmak zorundayız." 

"Gün geçmiyor ki modern dünyanın sıkıntılarından yaralanmış bir kazazede, yaralarından kan sızarak odama girmesin. Onun derdi serotonin azalması veya genetik bir maluliyet değil. Dünyaya fazla sokulmaktan yaralanmış, ekranların kirine pasına fazla bulandığı için görüş berraklığını kaybetmiş, ruhu azar azar eksilmiş nice insan var." 

"Geçmişin ruhumuzda bıraktığı bütün izler gibi pişmanlık da geleceği inşa etmek için bir manivela olarak kullanılabilir. İnsan zihninin olmuş olan ile olabilecek olan arasında mukayese yapabilmesi, onun bir hayal sıçraması yapmasına da izin verir." 

"Mesele şu: Maziye çapa atarak ruha eziyet eden o alemde debelenip duracak mıyız, yoksa bütün yaşadıklarımızı bir hayat dersine tahvil ederek ileri mi sıçrayacağız? Yolların çatallandığı bu yerde pişmanlığı bir basamak taşına veya bir bataklığa çevirmek bizim tercihimize bağlı." 

"Pişmanlığın inşa edici ve onarıcı hüviyeti, 'keşke'lerin yerine 'bundan sonra'ları koyduğumuzda başlıyor." 

"Burada önemli bir ayrımı açıklamak gerekiyor; kendini en ziyade gerçekleştiren hayatlar, ekseriyetle en mutluları değildir. Bilakis, bu tür hayatlar içinde bol miktarda ıstırap, daha bol miktarda dışlanma içerir. İtilme, horlanma, toplumun dışına sürülme. Ama bu yaşamlar, kasımpatları ya da kahve gibi buruk rahiyalarına rağmen, alternatifsizdir. Hiç kimseliği sahih yaşamlardan ayıran çizgi tam olarak bu alternatifsizlik vasfının eksikliğidir. Bütün acı ve sızılarına rağmen insan kendi biricikliğinin peşinde koşuyorsa, ruhunun derinlerinden gelen ve onu sahiciliğe çağıran sesi duymamış gibi yapamadığı içindir. Umursadığı için, canlı olduğu ve uyuşmadığı için kalbin yankılarını izler." 

"Hayatımızın bir anlamı olduğunu hissetmek, 'Dünya, biz onun içinde olduğumuz için daha farklı bir yerdir,' diye hissetmektir. Ötelerin soluğunu ruhunda duyan insan, bu dünyada yoktan yere var olmadığının zaten bilincindedir. Onun dünya serüveni, bir borcun ödenmesinden ibarettir. Dünyaya bir anlam borcumuz var ve bunu bekletmeye hakkımız yok. Bir gayemizin olması gerek. Gaye yoksunluğu dünyayı daha tehditkar bir yer olarak algılamamıza yol açar." 

"Geride izlerimiz kalıyor. 'Sen uçuşu hatırla, kuş ölümlüdür,' diyor ya şair, bizden geriye gökyüzünde ve yeryüzünde çizdiğimiz o narin çizgi kalıyor." 

"Hayatlarımız bir barbar istilası altında, ne ki bu barbar gürz ve topuzla değil, ikna ve reklamın baştan çıkarma yöntemleriyle ruhlarımızı iğdiş ediyor. 'Yeterli olanı çok az bulan birine hiçbir şey yetmez,' demiş bir bilge." 

"Alışveriş merkezleri modern çağın mabetleri olarak yeni ayin imkanları sunar: Orada geçirilen zamanın ardından geriye yorgunluk, kredi kartı borçları ve zaten içi dolu dolaplara tıkıştırılan ıvır zıvır kalır. İstek/heves/tutku ile tatmin arasındaki mesafe kısalmıştır. Bir alışveriş merkezine girdiğiniz andan kaç saniye sonra amacınızı unutup serbest gezinmeye başlıyorsunuz? İşte bu sürenin kısalığı, o merkezin ticari gücünü ele veriyor. Orada her birimiz, bir ağa yakalanması an meselesi olan sinekleriz." 

"Kanaat benden bize geçiştir. Kötülük tarafından alınıp satılmak istemiyorsak, bizi kuşatan bu barbar istilasına temiz yürekle karşı duralım." 

"Utanma duygumuzu kaybettikçe, kendimizi göstermeye duyduğumuz ihtiyaç artıyor." 

"Sevilmeme korkusu öylesine içimize işlemiş ki, sürekli dışarıda bizi beğenecek bir bakış arıyoruz. Halbuki eskiler, 'kem göz' den korkardı. Başkasının göz ve tecessüsünden korunmamız gereken iç sınırlarımız, hayat alanlarımız var. Haya büyük bir muhafızdır." 

"Duygunun terk edilmesi, modern insanın en temel duygusal gerçekliği olarak tarif edilen, derin bir içsel 'küntlük ve ölüm hali'ne yol açar. Varoluşsal sorunlar ve 'ruh ölümü' böyle bir ortamda filizlenir. Psikolojik cesetler halinde dolaşan, yaşayanlar mezarlığında solup alıp veren ruhlar." 

"Sözün tesir gücü onun güzelliğinde değil, muhatabının ona kalbini açmasındadır. Sıradan bir söz dahi, onu almaya hazır bir kalpte fırtınalar estirir." 

"Bazen en uzak mesafe iki insan arasındadır. Onun ağzı ile sizin kulağınız, onun kalbiyle sizin kalbiniz arasında kapanmaz bir uçurum söz konusudur." 

"Asıl mesele, insanın sevdiğinin yüzünde susuzluğunu gideremiyor oluşu."

"Bana sorarsanız tıp fakültelerinin ilk sene tedrisatı içine, edebiyat, şiir, felsefe, antropoloji ve sinema dersleri koyarım. İnsan ıstırabını tanımayan kişi, hekim değil musluk tamircisi olur." 
 

 

Yorumlar